Salı, Ocak 08, 2013

berf dibari

"Köyde bir çocuğa sordum örtmenim, dedim okul mu güzel eşek mi, örtmenim, dedi, örtmenim, eşek güzel, örtmenim."
"Peki sormadın mı eşek neden daha güzel?"
"Sordum örtmenim, dedi ki örtmenim, eşekle istediğin yere gidersin, örtmenim, ama okulla hiç gidemezsin, örtmenim."

doğru, eşek daha güzel..

..

"Berf dibari! It's snowing!"
yazılıyı olduğu gibi bıraktık, koştuk, tipileyen, dolu mu olsam kar mı diye arada kalan beyazın altına. Ellerimiz soğuktan yanana kadar, sırtımızın içene kar girecek, saçlarımız alnımıza yapışacak kadar.
Sınav onların ingilizcelerini ne kadar ölçtü bilmiyorum ama ellerimizi nasıl ısıtabileceğimizi yaşayarak öğrendik.

"Örtmenim kar değil bu zîpik, zîpık!"

okul yolu-Aralık,2012

 okul yolu-Aralık,2012

Cumartesi, Ekim 13, 2012

rojbûna te pîroz bê


13'ten 1 gün önce. Şaşkınlığım, mahçubiyetim ve mutluluğum budur.

Pazar, Ekim 07, 2012

zimanê dayikê

Başlangıç için o "mükemmel" an hiç olmayacak. Hele yazmak için.
...

Önüm, arkam, sağım, solum, sobe!

Uzun süredir saklı olan algı kapılarımı yeni öğrenmelerle aralamak istiyorum. Yabancı dilimi nasıl öğrendiğimi, edinirken neler tecrübe ettiğimi unutalı çok olmuş. Sınıfta yaratmak istediğim birlikte öğrenme atmosferini nasıl başlatacağımı bilmezken bana rehberlik edecek bir keşfim oldu. Şimdi burada tarihiyle, kültürüyle yeni bir dil öğrenme zamanı.

Benim keşfim çocuklarımın keşfi olacak.

Pazar, Şubat 05, 2012

-e doğru


Saçlarımın uçlarında dahi taşıdığım yük, sıkıntılı bekleyiş, uzun yılların hüznü aktı gitti; hafifim hiç olmadığım kadar.

Şimdi evden ilk ayrılış, kardeş yanına, toprak bekler, okul bekler.

Perşembe, Aralık 01, 2011

mektup

Cevap yazmamak olur mu? Olmaz. Öğretmenler gününde aldığım bir sürü mektup içinde bugüne kadar cevaplayabildiğim şuncağız mektuplar.



Perşembe, Kasım 24, 2011

başka bir öğretmenler günü mümkün

olmalı.
Yine de bu günümü özel hissettiren herkese şükranım sonsuz. Öğretmenlerim, öğrencilerim, annem, kardeşlerim, dostlarım, ve adam'ım, öhöm.

Öncelikle 24 Kasım çekincelerime açık getireyim. Şurada çekinceye sevk eden bir yazı var. Yıllardır öğretmenler gününü aslında bir "unutturma aracı" olarak kutladığımızın farkında olmak, ilk öğretmenler günümün berraklığını bulandıracak gibi oldu, izin vermedim.

"Olay çıkarmasın", bir günü kutlayıp yoğrulup gitsinlerin '81 model anlayışı, 2011'de de pek farklı değil. Ülkemin eğitiminden sorumlu bakanı, "Bizim bakanlığın önünde her hafta eylem yapıyorlar. Bir de sorun uydurmuşlar ataması yapılmayan öğretmenler diye, böyle bir şey yok." şeklinde açıklama yapabiliyor, kelime oyunlarına başvurabiliyor.

Şafak öğretmenim de vardı, biz üç-beş öğretmen oturduk, ataması yapılmayan öğretmenler diye bir sorun "uydurduk" zaten.

Eğitim politikası olmayan, öğretmen yetiştirme yolu-yönteminin izi bile bulunmayan, 150bin öğretmen açığını 60bin ücretli öğretmenle doldurmaya çalışan, temizlik görevlisi, tuvaletlerde sabunu olmayan okullara tablet bilgisayar göndermeyi proje sayan bir ülkenin vatandaşıyım, öğretmeniyim, bu daha "uyduruk" değil mi?

Bugün bir öğrencimden şöyle bir mektup almak daha kahredici değil mi?


Öğretmenler günü diye okulda 3 ders yapılsın isteyen, tatil yapılmayınca da öğretmenler zilinden 10 dk sonra derse giren öğretmen, aynı gün 11 saat derse giren, 6 saatini bahçede nöbette geçiren benden, fazla fazla maaş alıyorsa, ancak aldığı maaş yine OECD ülkelerinin altındaysa, hangisi daha can sıkıcı?

Kapı çaldı, silkelendim.
Nöbetçi öğrenci: Öğretmenim size çiçek gelmiş.

Adam! :)


Bugün bir çiçeklere, bir öğrencilerime, bir de anneme sarıldım. Kucaklaşmanın enerjisiyle zorunlu kutlamaların sıkıcılığını kırdım. Kutlama demişken, "millet uzaya gidiyo, biz hala" soğukta, cızırdayan mikrofonlarla, öğrenciye dur, sus diyerek tören yapıyoruz, diye cümleler kurmaktan sakınmayacağım.

Pazar, Ekim 30, 2011

"piriket"

Deftere yazılmaya cesaret edilmeyen bir hafta. Hayatımda üzüntünün bedenime ağır geldiği nadir anlardan birini yaşadım bu hafta. Okulun yanmayan kaloriferleri daha soğuk; yatak ve karanlık bir enkaz gibiydi. İyi haber kötü habere karıştıkça dengem yok oluyordu. Yunus bakıyordu bana, sınıfımdaki onca çocuk gibi. Birine sarılıp ağlamalı mıydım ölüm haberi geldiğinde?

Ayaklarım üşür benim. Can havliyle gönderdiğim çocuk çorapları yetmezdi ki hepsine..

Düşlerinin düşümden gayrı olmadığını bildiğim öğretmenlerimin kötü haberlerini aldıkça yoruldum. 52 günlük öğretmen arkadaşımın hikayesini bildikçe dua ettim. Çokça yutkundum, ağlamadım.

Çocuklarım: "Öğretmenim, onlara piriket gönderelim, okul yapsınlar." dedikçe, okula poşet poşet kıyafetleriyle geldikçe, tuğla yüzü görmemiş briketli gecekondu evlerinde dua ettikçe ben yine yutkundum.

Dün ağladım. Ölüm yıl dönümünde babamın. 15 bayram geçmiş onsuz. Annesiz, babasız, evlatsız, öğretmensiz, öğrencisiz ilk bayram geçirecek kardeşlerime ağladım.